TIRNAK KESMEK ADABI

Tırnak kesmekte usül olan, Cuma günü namaza gitmeden önce kesmektir. Hadis-i şerifde şöyle varid olunmuştur:

"Kim tırnaklarını Cuma günü keserse, gelecek Cuma'ya kadar üç gün fazlası ile, onu bütün belalardan korur."

Kesilen tornakları atmaz bir yere gömer. Çünkü şetan ve büyücüler onları alıp oynarlar, diye nakledilmiştir.

Perşembe günü ikindiden sonra tırnak kesmenin doğru olmadığı da söylenmiştir. Çünkü o gün o vakitte tırnak kesmek, sinir hastalğına, diğer hastalıklar ve göz ağrısına yol açar, demişlerdir.

Hadisde buyurulmuştur ki: "Göz, baras ve cinnet hastalığına yakalanmak isteyen varsa, tırnaklarını Perşembe günü ikindiden sonra kessin!" buyurulmuştur.

Tırnak şöyle kesilir :
Önce sağ elinin küçük parmağından başlayıp ondan sonra orta parmağından, ondan sonra baş parmağından, sonra küçük parmağının yanındaki (Binsir) denilen parmağından devam edip şehadet parmağında bitirir. Sol elinin tırnaklarını keserken, önce baş parmağından, sonra orta parmağından, sonra şehadet, sonra da bınsır parmağından devan ederek bitirmektir.

Bu tertip üzere tırnakları kesmek yalnız el parmaklarına mahsustur. Ayak parmaklarına gelince; onlarda usul, sağ ayağının küçük parmağından başlayıp sola ayağının küçük parmağında tamamlamaktır.

(Mefatihü'l-Cinan)

 

MİSVAK ADABI

Misvak kullanmak, İslam'ın en güzel adab ve usulundendir. Hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur :

"Misvak kullanmak inanın yarısıdır... Abdest almak ta imanın yarısıdır".

Diğer bir hadiste ise Peygamber aleyhisselam şöyle buyurmuştur :
"Ümmetimi maşakkatli görmeseydim, her abdestte misvak (kullanmalarını) emrederdim".

Diğer bir hadis :
"Misvak, ağzı temizler, Rabbi razı kılar, gözleri cilalandırır.."

Misvağın önemini anlatan bir Peygamber sözü daha :
"Misvak, kişinin fesahat (güzel konuşma yeteneği) ni artırır".

Bir hadis daha :
"Misvak, ölümden başka her derde şifadır."

Misvak kullanarak alınan abdestle namaz kılmanın fazileti :
Resulullah efendimiz şöyle buyururlar :
"Misvakle kılınan iki rek'at namaz, misvaksız kılınan yetmiş rek'at namazdan hayırlıdır".

Misvak kullanmaktaki hasseler yetmiş kadar sayılmıştır. Bu küçük kitabta bazı hasselerle yetininildi: Misvak imanla gitmeğe sebeb olur, dişleri temizler ve sağlamlaştırır. Ağza güzel koku getirir. Balgama iyi gelir; basur, diş ve göz ağrılarını dindirir. Misvağın en makbulü, enacı olanıdır. Misvak, bir karış uzunluğunda, küçük parmak kalınlığında olmalıdır.

Misvak kullanılırken, altından küçük, yukarısından baş, ortasından sebabe (şehadet), orta ve şerçe parmağının yanındaki parmaklar tutulur, kullanılışından tüm parmaklarla tutulmamalıdır. Bütün parmaklar kullanılırsa basur hastalğına yol açar, demişlerdir.

Misvak kullanıldıkütan sonra başı aşağı asılır. Çünkü misvakta kalan yaşlık (rutubet) tan dişler zarar görür, demişlerdir. Misvak kullanmakta riayet edilecek sayı, tek sayıdır. Çünkü Peygamber Aleyhisselam şöyle buyurmuşlardır:

"Misvak kullanınız, temizleniniz, ve tek ediniz (sayıyı). Zira Cenab-ı Hak tektir ve tek'i sever."

Abdest alırken, namaza başlarken, yatarken uykudan kalkarken misvak kullanmak müstehabtır. Kadınların misvakına gelince:
Onların misvakları sakız çiğnemektir..
Çiğnedikleri sakız misvak yerine geçer.(1)


GUSLÜN ADABI

Gusl : Lugatta mutlak yıkanmak demektir.

Şer'in anlamı ise, cunup olan kimsenin tertemiz olması için bütün cesedine su dökmek suretiyle yıkanıp pak olamasıdır. Hatta sünnetsiz olan kimse, sünnet mahalline, kaş kirpik, sakal, saç, bıyık tırnak hulasa suyu ulaştırmakta dikkat edilecek yerlerin tümüne suyu ulaştırmak farzdır.

Bir kimsenin cesedinde su isabet etmemiş kuru bir yeri kalırsa elle ıslanmadıktan sonra cunupluğu çıkmaz. Gerek vücudundaki yaşlıkla, gerekse başka bir su ile ıslansın, ikisi de cevazda eşittir. Çünkü gusulda bütün cesed tek aza hükmündedir. Binaenaleyh suya müsta'amel (kullanılmış) hükmü verilmez. Hangi azanın yaşlığı ile ıslanırsa ıslansın, caizdir.

Eğer bir kimse unutarak su içerse, mazmaza yerine kaim olur. (Ağzına su vermiş gibi olur). Eğer sünnet vechiyle yudum yudum içerse mazmaza yerini tutmaz.

Gusulde bütün bedeni yıkamak farz olduğu gibi taharetlenmek te farzdır. Her ne kadar istinca mahallinde hakiki necaset yok ise de hükmi necaset olduğundan istinca ile tathir etmek (temizlemek) lazımdır.

Guslün (yıkanmanın) adabı beştir :

1. Yıkanmadan evvel niyet etmek. (Neveytül-Gusle Lirefil Cenabeti) Cünüplüğün giderilmesi için yıkanmaya niyet ettim.)
2. Vücudunda meni veya mezi gibi nesneler varsa onları gidermek.
3. Avret yerini mümkün mertebe gizlemek.
4. Yıkanmadan önce, namaz abdesti gibi abdest almak. Ne varki, ayaklarını bastığı yerde, vücudundan akan su birikmezse; ayaklarının hemen yıkar, eğer su birikirse ayaklarını yıkamayı tehir edip, yıkamayı tamamladıkdan sonra yıkar.
5. Sağ omuzundan, sonra sol omuzundan daha sonra başından üç kere su döküp, her birinde dikkatlice vücudun her yerini ovalamak. Bu şekilde yani, farzlara, sünnetlere ve adaba riayetle yerine getirilen gusülden sonra tekrar abdest almak icab etmez. (Şerh'ül-Münye)


İSTİŞARE ETMENİN ADABI

Gerçek mü'min her işinde ağır davranır. Acale etmez, gayet temkinli olur. İşte bunun gibi, yapacağı her işi akıllı kişilere danışır da öyle yapar. Böyle yapması sünnettir. İslami adab ve prensiplerdendir. Resulüllah Sallellahu Aleyhi Vesellem, tüm kainatın bilgini iken, yine de istişareyi elden bırakmazdı; Al-i İmran suresindeki:

"Ve iş hususunda onlarla istişare et!" ayetinin gereğini ifa ederlerdi, herhangi bir işi olursa olsun, mutlaka Eshabı ile müşavere ederlerdi.

"İstişareden sonra, kişi asla helak olmaz, yolun ortasından da sapmaz" buyurulmuştur.

Diğer bir hadiste de şöyle buyurulmuştur.
"Kendisiyle istişare edilen kimse Mü'temen (kendisine güvenilmiş olan) kimsedir."

Yusuf oğlu Haccac -ki kan dökmekle meşhurdur. Çadırına bir adam çağırdı. Sonra büyük bir öfke ile "haydi defol!" diye çıkışınca, adam:

- Hangi kapıdan çıkayım? diye sordu.
- Haydi afvettim, seni, rahatça ve huzur içinde istediğin kapıdan çıkıp idebilirsin! dedi. Meğer niyeti adamı öldürmekmiş. Çadırın iki kapısı varmış.. Birinden çıkanı mutlaka öldürürlermiş.. Sonra Haccac'a, adamı neden öldürmediğini sorduklarında, şöyle cevap vermiş:
- Adam bana hangi kapıdan çıkacağını sordu ve benimle istişare etti. Biliyorsunuz ki istişare edilen kimse, kendine güvenen kimsedir, Allah'ın Resulü böyle buyurmuştur. Binaenaleyh adam bana güvenip sormuştur, ben de bu hadise bina'en onu afvetmek zorunda kaldım..

Önemli bir işi çıkan kişinin, gayet mütedeyyin, salih ve zamanın halini bilir çok şeylerden ibret almış, gün görmüş kimselerden oluşan on kişi ile istişare etmesi gerekir.

Para harcarken bahillerle, nasihat babında kıskançlarla, har hakkında korkaklarla asla istişare edilmez! (Şir'atü'l-İslam)


EVLENMENİN ADABI

Evlenmek güzel bir şey... Fakat zordur.. Çünkü, evlenen kişi bir çok sorumlulukları baştan kabullenmiş demektir.. O sorumlulukları yüklenen kişinin her şeyden önce evlilik hak ve vecibelerini yerine getirmesi gerekmetedir.

Evlenmekte bir çok fayda mevcut olduğu gibi, bir çok da afeti vardır.

ŞİMDİ EVLİLİKTEKİ SORUMLULUKLARI SAYALIM :

1. Dünyalık için çalışmak.
2. Kazanç elde etmek için didinmek.
3. Eşi'nin haklarına sonderece dikkat edip asla ihmal etmemek.
4. Eşi tarafından gelecek eza ve cefaya (yani dırdırına) tahammül göstermek.
5. Nafakası ve zaruri ihtiyaçlarını temin etmekten kaçmamak. Çünkü bundan kaçan, kaçak köle gibi olur. Ailesinin nafakasından kaçan kişi, evine dönünce de ne namazı ve ne orucu kabul olmayan, kaçan köle gibidir, diye varid olmuştur.
6. Kendini nasıl felaketlerden korumakla yükümlü ise, ailesini de öyle felaket ve belalardan korumakla yükümlü olmak.

Eşinden telezzüz ve temttu (faydalanmak) mubah ise de bunun aşırısından kaçmak iyidir. İbrahim Edhem Hazretleri der ki:
"Kadınların bacaklarına aşırı derecede düşkün olan adamdan hayr gelmez"

Çünkü bu, kalbin ma'siva ile çok meşgul olmasına yol açmaktadır. Aynı zamanda çok ma, çok evlad ile böbürlenmenin iyi bir şey olmadığı da Kur'an-ı kerim'in Hadid suresinin 20, ayetinde belirtilmiştir:
"Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir öğünüştür, mallarda ve evladlarda bir çoğalıştır.."

Yahya Aleyhisselam evlilik kaydı ile mevsuf olmadığı için (Seyyiden ve Hasuren) Medh-i Cemil'i ile övülmüştür. Resulüllah (S.A.V.) efendimi de şöyle buyurmuşlardır :
"Tarih ikiyüzden sonra, ümmetimin en hayırlısı el-Kafifu'l-haz olandır."
Eshabı Kiram : (Hafifu'l-Haz)ın ne olduğunu sorunca, şu açıklamayı yapmışlardır :
"- Hanımı ve çocuğu olmayan kimse demektir!"
Bir hadiste de şöyle buyurulmuştur :
"Ümmetimin üzerine öyle bir zaman gelecek ki, o zamanda kişinin helakı, hanımı, ana-babası ve evladının elinde olur. İkide bir: "Sen fakirsin! sende iş yok!" diye ayıplarlar. Onu, altından kalkamıyacağı şeye iterler. O da mahcup olur. Sırf mahcup olduğunu gidermek için akl-ü hayale gelmiyen yollara süluk eder, dini gider ve oracıkta helak olur."
Ama bekar olan kişi, işte bu felaket ve cehaletlerden emin olur..

ŞİMDİ EVLİLİĞİN YARARLARINI SAYALIM :

1. Kendini haramdan korumak,
2. Çok sevab elde etmek,
3. Ahlaken takamül etmek.. Çünkü bekarken kabına sığmayan nice kişiler vardır ki, evlendikten sonra olgunlaşmaktadırlar.
4. Resulüllah (S.A.V) efendimizin iftihar etmesine sebeb olmak Çünkü şöyle buyurmuşlardır :
"Evlenin, çoğalın! Çünkü ben sizin diğer milletlerden çokluğunuzla övünürüm."

Diğer bir hadiste :
"Çoluk çocuk olamayan evde bereket te yokltur!" buyurmuştur.

5. Bir çok afet ve musibetlere sebeb olan kadının zabt-ü rabta girmesi.
6. Dinin korunması . Çünkü her kötü arzu kalbi karartır. Amma helal ve mubah olan cinsi münasebet ise kalbi aydınlatır, diye rivayet edilmiştir.
7. Rızkın genişliğine ve zenginliğe sebeb olmak. Nitekim Nur Suresinin bir ayetinde Cenab-ı Hak (C.C.) şöyle buyurmuştur :
"Şayet fakir olurlarsa, Allah fazlasından onları zengin kılar (kimseye muhtaç hale düşürmez)".

8. Müslümanların çoğalmasına sebeb olmak. Evliliğin daha nice faideleri vardır ki saymakla bitmez.
Resulüllah S.A.V. efendimiz buyurmuşlardır ki:
"Kim, Müslüman kişinin nikahında hazır bulunursa, allah yolunda bir gün oruç tutmuş olur. Bir gün ahiretin yediyüz gündür!"

Diğer bir hadisde şöyle buyrulmuştur:
"En iyi aracılık, evlilik babından kadın ile erkek arasında yapılan aracılıktır".
Nur suresinde, Müslümanlar evliliğe teşvik edilmişlerdir.

Yine Kur'an da Peygamberler medh edilirken, onların eş ve çoluk çocuk sahibi kılındıkları bahs edilmiştir:
"And olsun ki biz senden önce Peygamberler göndermişiz, onlara da zevceler ve evladlar vermişizdir."

Bir hadisde evlenmenin önemi şöyle anlatılmıştır :
"Kim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir. Evlilik de şüphesiz benim sünnetimdendir"

Diğer bir hadis-i Şerif:
"Evli ve çoluk çocuk sahibi olan bir kimsenin kıldığı iki Rek'at namaz, bekar kimsenin kıldığı seksen iki rek'at namazdan hayırlıdır!"

Diğer bir hadis-i Şerif de:
"Kötüleriniz, bekarlarınızdır. Mevtalarınız'ın da kötüleri, bekar ölenlerinizdir!" buyurulmuştur.

Diğer bir hadisde şöyle açıklanmıştır :
"Evleniniz, ben diğer ümmetlere karşı çokluğunuzla iftihar ederim. Hristiyan rahibleri gibi olmayın"

Şimdi çok önemli bir noktaya geçiyoruz :

Şurası bir gerçektir ki; evliliğin iyi tarafı olduğu gibi zor ve güç tarafı da vardır. Onun yararları çok olduğu gibi zararları da vardır. Binaen aleyh evlenen kimsenin buna çok dikkatetmesi lazımdır. Evliliğinde yarar uman kimse hemen evlenmelidir, evliliğin kendine ve ailesine mutlaka zarar getireceğine inanan kimse de bekarlığı tercih etmelidir, demişlerdir.

Hulasa, durum herkesçe bir değildir. Kimisine evliliği zarar getirir, kimisinie de yarar..
Nikahın (evliliğin) menfaat sağlayacağını, yani yarar getireceğini bilen ve buna böyle inanan kimsenin evlenirken riayet edeceği bir çok hususlar vardır:

1. Evlenecek parası yoksa, mali durumu musaid değilse, borç para bulur, evlenir. Ödeme işinde Allah'a tevekkül eder. Çünkü bu niyetle evlenen kişiye muhakkak Cenab-ı Hak (C.C.) yardımcı olur.
2. Evliliğin başlıca gayesi, haramdan korunmak olduğu için, evlenirken ileride arız olabilecek fakirlik ve yoksulluktan korkmamak. Hadis-i şerifde:
"Fakirlik korkusundan evliliği terk eden bizden değildir!" buyurulmuştur.
3. Dindar kızla yahud kadınla evlenmek. Çünkü bu gibi kadın, dünyalıkların en iyisidir. Çok kadınla evlenmek, kesret-i dünyadan sayılmaz. Zira Mü'minlerin emiri Hz. Ali (K.V.) nin dört hanımı, ondokuz da cariyesi vardı.. Halbuki kendisi de son derece dindardır.. Mü'min takvaca ne kadar çok merhale kat' ederse, şehveti de o derece artar, denilmiştir.

Peygamberlerden Hazret-i Davud Aleyhisselam'ın yüz hanımı ve üçyüz de cariyesi vardı. Hazret-i Süleyman Aleyhisselam'ın da üçyüz hanımı ve yediyüz cariyesi olduğu anlatılır. Resulüllah (S.A.V) Efendimizin de dokuz nikahlı hanımı ve ayrıca cariyesi de vardı. Her Peygamberdeki cinsi temas gücü kırk adamınkine bedeldi. Resulüllah (S.A.V.) Efendimizin, bu kırk peygamberdeki cinsi güce tekabül ederdi, diye rivayet edilmiştir..

4. Soyca iyi bilinen kadınla evlenmek.
5. Mümkün olduğu kadar sabırlı ve tevekkülü çok olan kadını aramak. Bu hususta ilginç bir hikaye anlatırlar :

Hatem el-esam (R.A.) Hacce gitmek istediğinde, hanımına sorar:
- Size harcamanız için ne kadar para bırakayım? Kadın cevab verir :
- Sen aramızdan ayrıldıktan sonra, ömrümüz ne kadar ise o kadar bırak!
- Onu allah'tan başka kimse bilemez ki! der. Hatem'el-Esam :
- Kadın öyleyse rızık işini de ona bırak! der.
Bu konuşmadan sonra Hatem, hanımına hiç bir şey bırakmadan Hacca gider.

Sonra, Bağdad hanımları ileri geri konuşmaya, dedikodu yapmaya başladılar: "Hatem son derce zalim bir adammış meğer! Hanımına bir şey bırakmadan çekip gittiler!" dediler. Bunun üzerine Hatem'in hanımı, şöyle konuştu: "Hatem rızık veren değil, Allah tarafından kendisine verilen rızıkları yerdi!" Kadınlar bu söz karşısında mahcup olumuşlardı..

Hatem'in de yolda harcıyacak parası yoktu.. Yolculuk esnasında hacıların başı olan kişiye bir başağrısı arız oldu. Hacılar arasında nefesi kuvvetli olan bir okuyucu yokmu /" dedi.. Hemen Hatemi alıp yanına götürdüler. Ona okuyup üfledi, Biznillahi Telala iyileşti, hiç bir ağrısı kalmadı.

Hatem'in halini gören zat, ona bir dve ikram etti, gidip gelinceye kadar bütün ihtiyaclarının görülmesin emretti. Fakat Hatem bu defa parasız bıraktığı çocuklarını düşünmeğe başladı.. Başladı amma Allah (C.C) onların da ihtiyacının vermişti. Şöyle :

Bağdad'daki Halife hacıları teşyi' ettikten sonra sarayına dönerken çok susamıştı.. Şu evden biraz su getirin, dedi. Meğer O ev Hatm'in evi imiş... Gittiler, topraktan bir tas içinde getirdikleri suyu Halife'ye takdim ettiler. Halife dedi ki, Bu ne? demek ki zavallıların bundan daha iyi bir kabları yokmuymuş! Eğer olsaydı hiç Halife'ye bu topraktan kap içinde su yollarlarmıydı? Acaba bu ev kimindir?"
Hatem'in olduğunu haber verdiler.. "Vah vah! demek ki zavallılar pek fakir mişler!" dedi, onlara acıdı ve yanındakilereni :

- Şimdi üstümüzde verecek bir şeyimiz yok! Siz altın kemerlerinizi emanet olarak onlara bırakın, sonra gelip o kemerlerin değerlerini ödeyip, geri alın! emrini verdi. Onlar da Halife'nin emrini yerine getirdiler. Kemerlerin değeri yetmiş bin altını bulmuştu.. Böylece Hatem'den sonra, Allah (C.C.) hanımının ve çocuklarının nafakasını da, bu suretle ihsan buyurdu. İşte tevekkül'ün müsbet anlamdaki faidesi!

6. Kendi güzel fakat huyu güzel olmayan kadınlarla evlenmekten kaçınmak.
Çünkü güzellik fanidir, yaşlandıkça gider, fakat güzel huy daimidir, kadın yaşadıkça kadınla beraber yaşamakta devan eder. Huyu kötü olan kadnla evlenmek, kendi güzel olsa dahi, kocasını fakirliğe ve perişanlığı iter.

İşte Resulüllah Sallellahu Aleyhi Vesellem Efendimizin bu husustaki uyarısı :
"Kim kadınla, güzelliği ve malı için evlenirse, malından da güzelliğinden de mahrum olur. Kim dindarlığı için evlenirse, allah ona malını da güzelliğini de ihsan eder."

7. Malca ve soyca kendinden aşağı olan kadınla evlenmek. Böyle yaparsa fitne, fesad ve fücur'dan kurtulmuş olur, demişlerdir.
8. Uzun boylu ve zayıf kadınla evlenmek.
9. Kısa boylu ve çirkin kadınla evlenmemek.
10.Hayızdan, nifastan kesilmiş yaşlı kadınla evlenmemek.
11.Dul olup da son kocasından çocukları olan kadını almamak.
Nitekim İsrailoğullarından biri evlenmek istediğinde yüz kişiye danışmış, doksandokuz kişinin verdiği fikri kabul etmemiş, nihayet demiş ki, sabahleyin sokağa çıktığımda kime rastlarsam ona danışırım. Onun bana vereceği fikirle amel ederim. Sabahleyin sokağa ilk çıktığında ilk rastladığı adam deli olur. Adam bir kamışa binmiş koşuyor. Bunda mutlaka bir hikmet vardır, deyip adamı çağırır ve danışır. Deli adamın tavsiyesi :

Kadın üç kısımdır :
a) Zararlı,
b) Yararlı
c) Durumu mechul.

Bu sözü söyledikten sonra hiç beklemez, atını dehler ve uzaklaşır. Bunda mutlaka bir hikmet vardır, diyerek adamın ardına düşer ve onu bir yerde yakalar. Der ki :

- Ne olur, bana o anlattığın üç çeşit kadının açıklamasını yap! Deli bunun üzerine şu açıklamayı yapır :
- Yararlı olana gelince, o daha önce hiç evlenmemiş olan kızdır. Zararlı olan kadına gelince, o önceden evlenmiş sonra dul kalmış çocuklu kadındır.
Yararlı veya zararlı olduğu bilinmeyen kadına gelince; çocuksuz dul kadındır...
- Sen hiç deliye benzemiyorsun, sözlerinde büyük hikmetler vardır, doğruyu söyle sen gerçekten delimisin?
- Hayır! Bulunduğum belde ahalisi bana Kadılık teklif etti, kabul etmedim. Zorlamaya kalkıştılar... Ben de ellerinden kurtulmak için böyle delilik numarası yaptım...

12. Doğurgan kadına rağbet etmek. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulumuştur:
"Çok doğuran siyah kadın, çocuk doğrmayan güzel kadından hayırlıdır."

13. Evlilikte kızı tercih etmek. Zira Peygamberimiz (S.A.V.) şu tavsiyede bulunmuştur:
"Bakire kızlarla evlenmelisiniz. Çünkü onların ağızları daha tatlı, rahimleri daha temizdir. Ayrıca aza da (herkesten) çok razı olurlar."

Vaktiyle güzel bir delikanlı bir kızla nişanlanır. Tam zifafa girecekleri gece son derece çirkin bir adam onu kaçırır. Zorla ırzına geçip, bakireliğini izale eder. Sonra adamın elinden onu alıp tekrar o güzel nişanlısıyla evlendirirler. Yirmi senelik evlilik hayatından sonra kadın hastalanır. Ölüm döşeğine düşer. Ve kocasına şu tavsiyede bulunur :

- Ben öldükten sonra sakın dul alma, kız al. Çünkü beni zorla kaçıran o zorba adamın zevkini hala unutamadım. Senin bütün güzelliğine rağmen ve seninle bu kadar uzun yıl geçirdiğim halde sende tatminkar bir lezzet bulamadım.

14. Evleneceği kadının yaşı, boyu, malı, soyu kendinden aşağı olmak. Çünkü kendinden üstün olursa durmadan onu hakir görür.

15. Şu dört şeyde kadın kendinden üstün olmalı:
Güzellik, terbiye, huy ve takva (dindarlık).

16. Dünürlükte kolaylık gösteren, mehri az olan ve çok doğuran kadına rağbet etmek. Hadis-i şerifte şöyle buyurulumuştur:
"İstenmesi kolay, mehri az, rahmi elverişli olan kadında bereket vardır."

17. Nikah için en elverişli zamanı seçmek. Çünkü Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Aişe (R. Anha) Validemizin nikahını Şevval ayında kıymış ve Onundan zifafa da yine Şevval ayında girmiştir. Hazret-i Aişe (R. Anha) validemiz şöyle buyurdu: "Resulüllah benimel Şevval ayında evlendi, benimle zifafa yine Şevval ayında girdi."

18. Evlendiği kızla zifafa grmeden önce başına hurma, şeker ve badem gibi şeleri saçar. Orada bulunanlar, teberrüken o saçılanların yerler. Bunun hakkında eser varid olmuştur.

Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Ensardan birinin düğününde bulundu. Cariyeler hurma ve badem gibi şeyleri gelin-güveyinin başına saçtılar. Eshab-ı Kiramdan hiç bir kimse buna rağbet göstermeyince, Peygamber Aleyhisselam şöyle buyurdular :

- Hadi ne duruyorsunuz? Kapışsanıza!
- Sen biz yağmadan menetmedin mi?
- O, asker yağmasıydı (Yani harplerdeki ganimet yağmas). Bu ise gelin yağması! Bunda bir sakınca yoktur" buyurdu.

19. Nikah'tan sonra az da olsa halka yemek yedirmek. Çünkü Peygamber (S.A.V.)
"Bir koyun veya biraz ekmek etle dahi olsa ziyafet ver!" buyurmuştur.

20. O yemekten yemeyi bir ganimet ve fırsat bilmelidir. Gerek düğün sahibleri ve gerekse halk o yemeten yerler. çünkü o yemekte cennet ni'metlerinden bir miskal vardır, diye nakledilmiştir. Ayrıca velime yemeğine Hazret-i İbrahim Aleyhisselam bereketle dua buyurulmuştur. Güvey zifafa girdiği gece iki ayağını yıkar ve suyunu hanenin etrafına saçar. Bunda da bereket vardır, demişlerdir.

21. Gelin düğün için süslenir.
22. Zifafa girecekleri zaman gelin ile güvey iki rek'at nafile namaz kılarlar.
23. Namazdan sonra güvey elini gelinin başına koyup üç kere şu duayı okur:
"Ellahümme barik li fi ehli ve barik li ehli fiyye."
(Allah'ım, beni hanımıma hanımımı da bana mübaret kıl!)

24. Cima yapacağı zaman şu duayı üç kere okur:
"Ellahümme bismike istehleltu ferceha ve bi emanetike eheztuna."
(Allah'ım senin adınla fercinin bana helal olmasını istedim, senin emanetinle onu ladım.)

25. Cinsi münasebetten gayenin ne olduğunu bilmek ve anlamaktır; bundan gaye şudur:
a) Helal olan cima ile nefsini haram'dan korumak,
b) Vücudda biriken meninin ifrazını düşünmek ve vücuda zararlı olacağından cima yapmak suretiyle meniyi vücuddan dışaro çıkarmak,
c) Cima etmek suretiyle nefsini terbiye edip, başına gelecek bütün bela ve musibetlere olgunluğu sayesinde tahammül göstermek.
d) Evlenmek hakkında varid olan yüce emir ve direktifleri yerine getirdiğini sevinçle mülahaza etmek.

26. Eşler, vücudlarından çıkacak yaşlılıkların bertaraf edilmesi için birer bez hazırlarlar. Tek bir bezle yetinmek, aralarnda soğukluğa sebeb olur, demişlerdir.

27. Eşinin karnına elini koyup şu duaayı okur:
"Ellahümme in kane nin hazel-betni veleden feUsemmihi Muhammeden." (Allah'ım eğer bu karında çocuk olursa adını Muhammed koyacağım!)

28. Cima'ya (Euzü Besmele) ile başlamak. Bunu müteakib hemen şu duayı okumak:<
"Ellahümme cennibneş-şeytane ve cennibişşeytanema rezektena." (Allah'ım, şeytanı bizden ve bize rızık olarak verecek olduğun yavrudan uzaklaştır!)
Peygamber (S.A.V. Ebu Hureyre (R.A.)'ye hitaben şöyle buyurmuşlardır:
"Ey Ebu Hureyre, cima ettiğin zaman, Besmele çek! Böyle yaparsan cenabetten yıkanıcaya dek hafeze Melekleri senin defterine sevab yazarlar."

Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
"Cima ettiğinde (Bismillahirrahmanirrahim) de! Hafeze Meleklerin cenabetten yıkanıncaya kadar sana sevablar yazmaktan çekinmezler. Bu ilişkiden çocuk olursa, oçocuğun ve ondan gelecek zürriyetin nefesleri adedince sana sevab yazılır."
Besmelesiz yapılan cinsi temasda, bu yararlar olmadığı gibi, şeytan bile burnunu sokup beraberce cima eder, diye nakledilmiştir.

29. Cima'dan önce eşini yatırır, kendisi de sağ yanına yatar. Yani kadın kocanın sol tarafında bulunup cimaya teşebbüs edeceği zaman kadının sağından kalkıp cima eder.

30. İnzan vukuunda aklından güzel bir insanı gerçirir.

31. İnzal vukuundan sonra kadının üzerinden inmek

32. Kadından da inzal vaki oluncaya kadar beklemek. Nitekim hadis-i Şerifte şöyle buyurulmuştur:
"Onun ihtiyacı karşılanmadan senin ihtiyacın görülürse, acele etme, onun da ihtiyacı görülünceye dek sabret."
Şayet kendi tatmin olup kadını tatmin etmezse, o zaman kadına fütür ve tenbsellik arız olur, uyuşuk bir kadın haline gelir, demişlerdir.

33. Kadının avret mahalline bakmamak. Zira bu, kişinin kör olmasına yol açar, demişlerdir. Buradaki körlükten murad basiret gözünün veya hakikat gözünün körlüğüdür, diye tefsir etmişlerdir.
Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyurulumuştur:
"Biriniz hanımı yada cariyesi ile cinsi temas kurduğu zaman, sakın fercine bakmasın. Çünkü bu körlüğe seseb olur."

Yemek Adabı

1. Yemek yemeğe başlamadan önce eller yıkanır...
2. Euzü besmele çekilir. Eğer unutulursa hatırlandığı an euzubillahimineşşeytanirrahim evvel-i ve ahiri denir...
3. Yemeğe tuz ile başlanır. ( Tuz ile başlamak boğazdaki bakterileri öldürür ve yenilecek yemeğin sağlıklı şekilde mideye inmesini sağlar)...
4. Sofrada yeşillik bulundurulur. ( Yeşillik olan sofraya şeydan oturmaz )...
5. Sofrada çocuk bulundurulmalı...
6. Sofrada dünyev-i malayani şeyler konuşulmamalı. ( Ancak Uhrev-i Sohbetler müstesna )...
7. Yemeğe önce sofradaki büyük başlamasını beklemeli. ( Yemek eğer sıcak ise büyüğük yemeğin sıcaklığına bakar burada incelik büyük kendini feda etmiştir. Ayrıca zehir varsa)...
8. Yemek yenirken tek ortaya konmuş tabakdan yenir. Ayrıca herkes önünden yer ( Bereket bu şekille artmış olur.)...
9. Yemek yenilen tabak iyicene ekmekle sıyrılır. ( Yoksa şeytan yalar.)...
10. Yemek yendikden sonra dua edilir...
11. Yemek tuzla bitirilir. ( Tuz ile yemeği bitirmek ağızda kalan yemek artıklarından oluşan bakterileri temizler, ayrıca hazmı kolaylaştırılır.)...
12. Büyük sofradan kalkmadan sofradan kalkılmaz...
13. Yemekden sonra eller muhakkak yıkanır...

Geri