Adnan Menderes Aydin Menderes

Menderes ve Doktor Nâzım

Tevfik Rüstü Aras

Kanal 7'de yayımlanan Tanıklar programında Aydın Menderes'in de hayatı izleyicilere aktarılmıştı. Program formatı gereği Aydın Menderes'in canlı olarak katıldığı programda, programın yapımcısı ve sunucusu Süleyman Çobanoğlu Menderes'e "Babanızın siyaset hayatına girmesine evden itiraz edenler olmuş muydu?" diye sordu.
Beklenen cevap tabiî ki "Yok, bir itiraz olmadı" idi ama... Aydın Bey dikkatlerden kaçacak sanılan bir cevap verdi: "Evet. Annemin dayısı Doktor Nazım da siyasetle ilgilenmesinin sonunda asılmıştı. Bu yüzden evde siyasete karşı bir soğukluk vardı. Annem bu yüzden istememişti babamın siyasete girmesini..."
Yukarıdaki diyaloğu ancak hatırlayabildiğim kadarıyla yazdım. Konuşmalar tam böyle olmayabilir. Ama iyi bildiğim şu ki, Doktor Nazım ile Adnan Menderes yakın akraba ve bu akrabalık evliliklerle oluşan bir hısımlık değil. Endogamik geleneği takip edince zaten hepsinin birbiriyle kaçınılmaz olarak yakın akraba oldukları görülüyor.
Dolayısıyla Doktor Nazım da Adnan Menderes'in annesi tarafından öz akrabası...
Ayrıca, tarihle ve Yunan tarihiyle ilgilenen forum yazarlarının da dikkatini Adnan Menderes'le aynı anda Yunanistan'da iktidar olan aileye çekmek isterim. Aydın göçmeni bu Yunan ailesi Menderesler'in yakın komşusuydu.
Acaba onlar sadece komşu muydu? Yoksa akrabalık da var mıydı?
Menderes iki ülke arasındaki ilişkileri çok geliştirecek Ege Holding'i kuracak anlaşmayı imzalamaya gitmişti ve döndüğünde 27 Mayıs oldu.
NOT: Yanılmıyorsam Sosyalizm Ansiklopedisi'nde de 27 Mayıs'la ilgili maddede bağlantı kurmadan ayrı ayrı notlarda bu insanların birbiriyle akrabalıkları yazılı. Niye bu kadar dikkatsiz olunmuş/kalınmış, hâlâ merak ederim...
TUNA

Adnan Menders, Dr. Tevfik Rüştü Aras Akrabalığı

"İTC genel sekreteri ve Cumhuriyet döneminde uzun süre Hariciye Vekili olan Dr. Tevfik Rüştü* (Aras) (1883-1972) 1926'da asılan İttihatçı eylemci Dr. Nazım'ın kayınbiraderiydi."
* Dr. Nazım, Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu'nun akrabasıdır.
(Bilal Şimşir'den aktaran, E.J. Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, s.87)
Demek ki Selanikli Dr. Nazım ile T. Rüştü Aras sadece aynı ailenin (Evliyazadeler) kızıyla evlenmiş olmanın dışında bir akrabalığa sahipler; anlaşılan Tevfik Rüştü Aras da aynı ailenin yani Evliyazadelerin mensubu ve eşi de o aileden zaten. Evliyazade Adnan Menderes de Evliyazazde Berin Hanım'la evlenmiş.Menderes'le akrabalıkları buradan geliyor. Tevfik Rüştü Aras'ın kızı da Fatin Rüştü Zorlu'yla evleniyor sonradan.
İttihat ve Terakki içindeki akrabalıklara devam edeceğim. Bütün bu bağlar, Zürcher'in de dikkatini çekmiş. Ama anlamlandıramamış.

Menderes’in sabataycılığıyla ilgili daha geniş bilgi için tıklayın

DR. NÂZIM  ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

"Sabetaycılar ondokuzuncu yüzyıla kadar oldukça depolitik olarak varlıklarını sürdürdüler. Ancak bu yıllarda Osmanlı toplum yapısındaki değişiklikler kendilerini oldukça aktif kılmıştır. Özellikle imparatorluğun geleceğinin tayini konusunda ortaya çıkan İttihat Terakki ve mason localarında siyasi roller üslendiler. Nitekim bu dönemdeki çok önemli siyasi aktörlerin sabetaycı kökenli aydınlar olmaları bu iddianın bir ispatı niteliğindedir (Nazırı Cavid, Dr. Nazım, Halide Edip gibi....)"

( Ilgaz Zorlu, Selanikliler ve Şişli Terakki Yolsuzluğu)
llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

SULTAN ABDÜLHAMID

SULTAN ABDÜLHAMİD HAN DOKTOR NÂZIM’I ANLATIYOR
 
3 Mart 1333 (1917)
Beylerbeyi Sarayı
 

Bu sabah, musahibim söyledi: Kadiköy vapurunun yan kamaralarindan birinde dört-beş efendi, heyecanlı bir sohbete koyulmuşlar: İçlerinden biri, günün bütün yoksulluğunu ve hayat güçlüğünü eleştiriyor ve bundan da hükümeti sorumlu tutuyormuş. Ama sarı bıyıklı birisi bu tenkidleri yapana kaşlarını çatarak, kaba bir tutum ve dil ile:

- Bu yangını Abdulhamid bıraktı. Mithat Paşa'yı attıktan ve öldürdükten sonra, tuttuğu yolun buraya çıkması zorunluydu demiş ve bu sözü söyleyen de Selanikli Doktor Nazım Bey'miş... Bunu musahibim -merak ettiği için- soruşturarak öğrenmiş...

Doktor Nazım Bey'in adını yirmi yıldan beri sık sık işitirdim. Öncüleri Ahmet Rıza Bey ile birlikte aleyhimde çalıştı.  "İttihad ve Teraki"nin koyu taraftarlarından olduğunu, kimseyi beğenmez, kimseyle hoş geçinmez bir adem diye tanındığını soylerlerdi.   Bana karşı olanların hayatlarını ve hareketlerini köşemden ara-sıra izlerdim.  Doktor Nazım Bey'in mesleği olan doktorlukla uğraşacağı yerde politika ile, ama karmakarışık bir politika ile uğraşıp didindiğini bilirdim.  Yalnız övülecek bir yanını söylüyorlar; kendi adına hırsı olmamakla, hiçbir memuriyet kabul etmemekle arkadaşları arasında mütemeyiz bir vatandaşmış!

Soyumdan getirerek taşıdığım ünvandan (Sultan) bile adımı tecrit etmeğe kendisinde yetki gören Doktor Nazım Bey'in sahşıma değil, Kadıköy vapurunun yan kamarasından hakkımda bir kere daha savurduğu bu aşağılık hicviyeyi burada mevzubahs edeceğim.

Abdülhamid bir yangın mı bıraktı acaba?  Ve Abdülhamid'in devrine bağlanan üç yüz senelik kopuşmalar döneminden gelen kundaklar var mıydı, yok muydu?  Bunun münakaşa yeri burası değildir, tarihtir; Doktor Nazım Bey'le fikir yoldaşlarının da bir gün içine girecekleri Tarih!...

KISA KISA...

Sitede Ziyaretçi Var

 

Kim bu Emil Galip Bey llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

İnsan hakları ve demokrasi dendiğinde aklıma ilk gelen isim. Emil ne demek mi?
Meğer babası
Selanikli Mehmet Galip Bey bir Rousseau hayranı imiş. Emile de onun bir kahramanıymış. Oğluna Emil adını koyan bir baba düşünün... biraz gayret edin. Biraz daha gayret... lütfen.

Hamdibeycilerden Emil Galip Sandalcı

1922 yılında İstanbul'da doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul Boğaziçi Lisesi'nde tamamladı. İ.Ü. İktisat Fakültesi'ni bitirdi. ABD'de lisansüstü eğitim gördü. 1956 yılında gazeteciliğe başlaı. Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı. 1956 ve 1961 yıllarında Hürriyet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi'nde çalıştı.
Emil Galip, Harvard da dahil olmak üzere kimi üniversitelerde tarih, ekonomi, felsefe okumuş bir adamdı. 1956 yılında gazeteciliğe başladı. Kısa bir süre DPT'de sonra TRT Dış Haberler Servisi'nde çalıştı. Çalışanların temsilcisi olarak TRT Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. 60-62 arasında İstanbul Gazeteciler Sendikası Yönetim Kurulu üyeliği, 61-63 arası Basın Şeref Divanı üyeliği, 78-86 arasında Türk Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu üyeliği de var

KUVÂY–I MİLLÎYE BASINI llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

Yeni Adana ve Tan Yeri'nin diışında bu dönemde yayınlanan tüm gazeteler işgalcilerin desteğiyle çıkarılan ve Kuvay–i Milliye'yi eleştiren gazetelerdi. Bu dönemde (1918–1921) yayınlanan Ferda da işbirlik gazetelerindendi. Haftada iki gün yayınlanan gazetenin sahibi Ali Ilmi Bey (Bilgili) idi. Gazete kurtuluş savaşının ardından tutum değiştirdiyse de sahibi yurt dışına sürülmekten kurtulamadı. Ferda ile aynı çizgide bir başka yayın organı da Rehber'di. Selanikli Ata Derviş, Fransız işgal yönetiminin maddi ve manevi desteğiyle yayımlandı. Aynı paralelde yayın yapan gazeteler arasında Giritli Hasan İlhami'nin 1920–1921 yılları arasında yayınladığı Adana Postası da verilebilir. İşgal altındaki Adana'da Ermeni gazeteleri ile Fransızların çıkardığı yayın organları da bulunuyordu. Bunlar arasında; Le Courrier D'Adana, D'Adana gibi, Fransız, Gheligya, Hai–Tzain, Davros, Haygagan Tsayn, Azadamari, Artsakank, Ararat, Nor Asharn, Giligya Surthantay, Nor Serunt gibi Ermeni gazeteleri 1919–1921 arasında yayınlandı. Bu arada Ermeni harfleriyle Türkçe olarak yayınlanan Adana gazetesi de kayda değerdir.

Elia Kazan'ın eşi Halide Edip'i yazdı lllllllllllllllllllllllll

Halide Edip'in babası Mehmet Edip'in ve ikinci eşi Adnan Adıvar'in Sebetaist olduğu iddiaları var. Halide Edip'in Batı kültürüne yakınlık duymasında ve babasının onu koleje yazdırmasında bunun da etkisi olabilir mi?
Ben anne tarafinda öyle bir şey olduğunu biliyordum. Babası ise
Selanikli olduklarını düşünüyorlardı ama bundan da emin değildiler. Böyle bir şey babasının yaşam felsefesini etkilemiş midir, bundan emin değilim. Babası kitapta yazılması en zor karakterdi, çünkü kendi içinde çelişkileri olan bir insandı. Kızının her ne kadar Batı tarzı bir eğitim almasını istemiş olsa da aynı anda iki kadınla evlilik yapması çok farklı bir hava yaratmıştı. Aralarındaki ilişki benim kitabımda çok merkezi bir ilişki olarak yansıtıldı. Onların arasındaki ilişki benim için çok önemliydi.

Gürüz nasıl anlatıldı? lllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

Kitapta Gürüz için "Halil Kemal Gürüz, 1947 İzmir doğumlu bir Ege delikanlısıdır. Ödemişli olsaydı mutlaka efe olur, dağlara çıkar, Çakırcalı gibi kim bilir ne konaklar yakardı. Rivayete göre soyu sopu Selanikli imiş. Özel yetiştirilmiş bir zattır. Çok seyleri benzer olduğundan Küçük Doğramacı olarak kabul edilir." deniliyor.

Kim kimin gazında?   llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

YÖK Başkanı Kemal Gürüz ve gönüldaşları olan bazı "ilahiyatçılar" oldukça hassas bazı konularda ne hazin ki pek skandal hüviyette kararlar alıp metazori uygulatmaya çalışıyor. Sonra da geçip vay irtica portladı diye isyanları oynuyorlar. İşin başına dönersek, bi kere K. Gürüz'ün kaç keredir nasıl atandığını biliyoruz. (Bkz: "Vicdanımın sesini dinledim. Atadıysam ben atadım" S. Demirel) O bir hata idi. Bununla birlikte, yazdığı mealin orijinalinden daha kıymetli olduğu vehmindeki Yaşar Beyefendinin dekan atanması ise birinci hatanın ikinci perdesi idi. Zekeriya Amca'nın İlahiyat'a dekan olarak atanması ise bu tabloya resmen "tüy dikti"! (Turan Dursun da yaşasaydı demek ki "eski müftü" ayağına o da dekan felan olabilecekti!)
Anlayacağınız reyting/televole mantığı, abartıcı-kabartıcı zihniyet fena halde hâkimdir, bir çok rencide edici ifadeden bunu rahatlıkla çıkarabilmekteyiz. İstanbul Valisi Erol Çakır ilahiyata "irticai müessese" bühtanında bulundu. Buna "yeltenme" de diyebiliriz. Yaşar Efendi yangına tinerle seyirtti. Marmara İlahiyat'ın kapatılmasını bile düşünmüşlermiş. Oluuur, yakışır da. Kemal Gürüz hiç gereği yokken Star tv'ye annesinin Şumnu, geçtiğimiz yıl sonunda ölen babası (eski hakemlerden) Hakkı Gürüz'ün de
Selanikli olduğunu ve bu memleketi kimseye bırakmayacaklarını söyledi. Sabah'tan Nuriye Akman'ın "Dönme misiniz?" sorusuna ise (17.10. 1999), "Hayır, sosyolojik anlamda müslümanım" demişti de "sosyolojik müslümanlığın" ne menem bi şey olduğunu kimseler anlayamamıştı.


Mustafa Aydın

Ahmet Mekin llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll


Çok iyi hatırlıyorum, ellili ve altmışlı yıllarda Richard Burton’dan Yull Brynner’a kadar bir sürü aday gösterilmişti Atatürk’ü oynayacak. Hiçbiri ‘bizimkilerce’ beğenilmedi. Karşı isim olarak Ahmet Mekin öne sürüldü (hiç olmazsa sünnetliydi, üstelik de Selanikli, ve Atatürk’e de fena halde benziyordu!)... Şimdilerde de yabancılar Antonio Banderas’i öne sürüyorlarmış ama gene yaranamıyorlar. Üstelik ‘Ermeni lobisi’ de Banderas’i tehdit etmiş!  ENGİN ARDIÇ

lllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll
Açılamayan Sandık
Malta Sürgünleri Sait Halim Paşa ve Abbas Halim Paşa Hidiv Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu ve Vezir Ali Paşa’nın oğullarıdır.

Ahmed Safi’nin "Dönmeler Adeti" isimli kitabında (24. Sayfa) Selanik Valisi Hüsnü Paşa’nın Terpuşların (o zaman Yakubilere Terpuş deniyormuş) tapınağını bastığını ve orada sandıklar bulduğunu ancak bu sandıkları açtırmaya gücünün yetmediği, meselenin çok büyüdüğü, tapınağın kuşatma altına alındığı anlatılıyor. Hüsnü Paşa’nın saraya verilen yüksek bir rüşvetle görevden aldırıldığını söylüyor. Tapınakta, Mehmet Ali Paşa’nın, Terpuşlara hediyesi olan kıymetli bir kılıcın da bulunduğunu yazmış.

Gökyüzü. llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

...::: Son Dakika Haberleri :::...