|
Kim bu Emil Galip Bey llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll
İnsan hakları ve demokrasi
dendiğinde aklıma ilk gelen isim. Emil ne demek mi? Meğer babası Selanikli Mehmet Galip Bey bir Rousseau hayranı imiş. Emile de onun bir kahramanıymış. Oğluna Emil adını koyan bir baba düşünün... biraz gayret edin. Biraz daha gayret... lütfen.
Hamdibeycilerden Emil Galip Sandalcı
1922 yılında İstanbul'da doğdu.
Ortaöğrenimini İstanbul Boğaziçi Lisesi'nde tamamladı. İ.Ü. İktisat Fakültesi'ni bitirdi. ABD'de lisansüstü eğitim gördü. 1956 yılında gazeteciliğe başlaı. Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yaptı. 1956 ve 1961
yıllarında Hürriyet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi'nde çalıştı. Emil Galip, Harvard da dahil olmak üzere kimi üniversitelerde tarih, ekonomi, felsefe okumuş bir adamdı. 1956 yılında gazeteciliğe başladı. Kısa bir süre
DPT'de sonra TRT Dış Haberler Servisi'nde çalıştı. Çalışanların temsilcisi olarak TRT Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. 60-62 arasında İstanbul Gazeteciler Sendikası Yönetim Kurulu üyeliği, 61-63 arası Basın Şeref Divanı üyeliği,
78-86 arasında Türk Yazarlar Sendikası Yönetim Kurulu üyeliği de var
KUVÂY–I MİLLÎYE BASINI llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll
Yeni Adana ve Tan Yeri'nin diışında bu
dönemde yayınlanan tüm gazeteler işgalcilerin desteğiyle çıkarılan ve Kuvay–i Milliye'yi eleştiren gazetelerdi. Bu dönemde (1918–1921) yayınlanan Ferda da işbirlik gazetelerindendi. Haftada iki gün yayınlanan gazetenin sahibi
Ali Ilmi Bey (Bilgili) idi. Gazete kurtuluş savaşının ardından tutum değiştirdiyse de sahibi yurt dışına sürülmekten kurtulamadı. Ferda ile aynı çizgide bir başka yayın organı da Rehber'di. Selanikli Ata Derviş, Fransız işgal yönetiminin maddi ve manevi desteğiyle yayımlandı. Aynı
paralelde yayın yapan gazeteler arasında Giritli Hasan İlhami'nin
1920–1921 yılları arasında yayınladığı Adana Postası da verilebilir. İşgal altındaki Adana'da Ermeni gazeteleri ile Fransızların çıkardığı yayın organları da bulunuyordu. Bunlar arasında; Le Courrier D'Adana, D'Adana gibi,
Fransız, Gheligya, Hai–Tzain, Davros, Haygagan Tsayn, Azadamari, Artsakank, Ararat, Nor Asharn, Giligya Surthantay, Nor Serunt gibi Ermeni gazeteleri 1919–1921 arasında yayınlandı. Bu arada Ermeni harfleriyle Türkçe olarak
yayınlanan Adana gazetesi de kayda değerdir.
Elia Kazan'ın eşi Halide Edip'i yazdı lllllllllllllllllllllllll
Halide Edip'in babası Mehmet Edip'in ve ikinci eşi Adnan Adıvar'in
Sebetaist olduğu iddiaları var. Halide Edip'in Batı kültürüne yakınlık duymasında ve babasının onu koleje yazdırmasında bunun da etkisi olabilir mi? Ben anne tarafinda öyle bir şey olduğunu biliyordum. Babası ise Selanikli olduklarını düşünüyorlardı ama bundan da emin değildiler. Böyle bir şey babasının yaşam felsefesini etkilemiş midir, bundan emin değilim. Babası kitapta yazılması en zor karakterdi, çünkü kendi içinde çelişkileri olan bir insandı. Kızının her ne kadar Batı tarzı bir eğitim almasını istemiş olsa da aynı anda iki kadınla evlilik yapması çok farklı bir hava yaratmıştı. Aralarındaki ilişki benim kitabımda çok merkezi bir ilişki olarak yansıtıldı. Onların arasındaki ilişki benim için çok önemliydi.
Gürüz nasıl anlatıldı? lllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll
Kitapta Gürüz için "Halil Kemal Gürüz, 1947 İzmir doğumlu bir Ege delikanlısıdır. Ödemişli olsaydı mutlaka efe olur, dağlara çıkar, Çakırcalı
gibi kim bilir ne konaklar yakardı. Rivayete göre soyu sopu Selanikli imiş. Özel yetiştirilmiş bir zattır. Çok seyleri benzer olduğundan Küçük Doğramacı olarak kabul edilir." deniliyor.
Kim kimin gazında? llllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll
YÖK Başkanı Kemal Gürüz ve gönüldaşları olan bazı "ilahiyatçılar" oldukça hassas bazı konularda ne hazin ki pek skandal hüviyette
kararlar alıp metazori uygulatmaya çalışıyor. Sonra da geçip vay irtica portladı diye isyanları oynuyorlar. İşin başına dönersek, bi kere K. Gürüz'ün kaç keredir nasıl atandığını biliyoruz. (Bkz: "Vicdanımın sesini
dinledim. Atadıysam ben atadım" S. Demirel) O bir hata idi. Bununla birlikte, yazdığı mealin orijinalinden daha kıymetli olduğu vehmindeki Yaşar Beyefendinin dekan atanması ise birinci hatanın ikinci perdesi idi. Zekeriya
Amca'nın İlahiyat'a dekan olarak atanması ise bu tabloya resmen "tüy dikti"! (Turan Dursun da yaşasaydı demek ki "eski müftü" ayağına o da dekan felan olabilecekti!) Anlayacağınız reyting/televole
mantığı, abartıcı-kabartıcı zihniyet fena halde hâkimdir, bir çok rencide edici ifadeden bunu rahatlıkla çıkarabilmekteyiz. İstanbul Valisi Erol Çakır ilahiyata "irticai müessese" bühtanında bulundu. Buna
"yeltenme" de diyebiliriz. Yaşar Efendi yangına tinerle seyirtti. Marmara İlahiyat'ın kapatılmasını bile düşünmüşlermiş. Oluuur, yakışır da. Kemal Gürüz hiç gereği yokken Star tv'ye annesinin Şumnu, geçtiğimiz yıl
sonunda ölen babası (eski hakemlerden) Hakkı Gürüz'ün de Selanikli olduğunu ve bu memleketi kimseye bırakmayacaklarını söyledi. Sabah'tan Nuriye Akman'ın "Dönme misiniz?" sorusuna ise (17.10. 1999), "Hayır, sosyolojik anlamda
müslümanım" demişti de "sosyolojik müslümanlığın" ne menem bi şey olduğunu kimseler anlayamamıştı.
|